21:23 - Pekmezdeki bilinmeyen gizli tehlike! Bu şekilde tüketmek büyük problem kanser yapıyor!
20:43 - Kaliteli vede Sağlıklı Bir Yaşam İçin Sizlere Yedi Altın Kural
20:40 - Zihinsel olarak Ruhsal Sağlığımızı Korumak
20:38 - Kalp Sağlığımızı Koruyan Gıdalar ve Özellikleri
20:31 - Karın bölgesi yağı nasıl kaybedilir? Yağ Yakma Yöntemleri!
20:29 - Gıda Besin Zehirlenmesinin Belirtileri Bakın Nelerdir? Gıda Zehirlenmesinde Neler Uygulanmalı
20:25 - Boğaz Yanmasına Neler Neden Olur? Nasıl İyileşir Geçer?
20:03 - Akne Nedir vede Neden Olur? Evde Oluşacak 5 Doğal Akne Maskesi
20:01 - Kalp Sağlığınızı Koruyan Bazı Önemli Öneriler
19:14 - Taze ve Parlak Bir Cilt İçin En İyi Üç Limon Maskesi Tarifi
Poşetin içinden ilk bakışta sıradan görünen eski bir dosya, sararmış birkaç fotoğraf ve kırmızı kurdeleyle bağlanmış kalın bir mektup çıktı.
Fotoğraflardan birinde babam gençti. Üzerinde üniversite forması vardı. Yanında ise annem gülümsüyordu. Arkalarına büyük harflerle “İnşaat Mühendisliği Fakültesi” yazılmıştı. Bir başka fotoğrafta ise annem hamileydi. Babam karnına elini koymuş, gözlerinin içi gülüyordu. O ana kadar onların gerçekten mutlu bir çift olduklarını hiç hayal etmemiştim.
Titreyen ellerimle mektubu açtım.
“Babamın Böceği,
Bu satırları okuyorsan artık yanında olamayacağım. Önce senden özür dilemek istiyorum. Sana hayatın boyunca tek bir konuda yalan söyledim. Annen seni terk etmedi.”
O cümleyi defalarca okudum.
Kalbim göğsümden çıkacak gibiydi.
Mektup devam ediyordu.
“O gün markete gitmedi. Beni aradı. Ağlıyordu. Seni doğurduktan sonra ağır bir hastalığa yakalandığını, doktorların çok az zamanı kaldığını öğrendiğini söyledi. Bana yük olmak istemediğini, seni böyle hatırlamamı istediğini anlattı. Onu vazgeçirmeye çalıştım ama beni dinlemedi.”
Gözlerim dolmuştu.
Babam yıllarca neden annemden nefret etmediğini hiç açıklamamıştı. Meğer sebebi buymuş.
Mektubun devamında daha da sarsıcı satırlar vardı.
“Annen bana her ay mektup gönderdi. Tedavi gördüğü şehirleri yazdı. Seni uzaktan izlemek istediğini ama sana acı çektirmemek için yaklaşmadığını anlattı. Sana ulaşmasına izin vermedim.”
Şaşkınlıkla doğruldum.
İşte affetmemi istediği şey buydu.
Babam devam ediyordu.
“Seni koruduğumu sandım. Bir gün geri döner diye umut ettim ama hastalığı ağırlaştı. Son mektubunda artık dayanamadığını, seni son kez uzaktan gördüğünü yazdı. O mektuptan iki hafta sonra öldüğünü öğrendim.”
Mektubun arasından başka bir zarf çıktı.
Üzerinde annemin el yazısıyla sadece şu yazıyordu:
“Oğluma.”
Nefesimi tutarak açtım.
“Canım oğlum,
Eğer bu mektubu okuyorsan seni kucağıma almayalı uzun yıllar geçmiş demektir. Sana sırtımı dönmedim. Seni her gün özledim. Ama seni hasta bir annenin yavaş yavaş eriyişine şahit etmek istemedim. Baban bana öfkeliydi ama seni korumak için haklı olduğunu düşündüm. Eğer bir gün bana kızarsan buna hakkın var. Ama lütfen babanı suçlama. O hayatı boyunca sadece seni mutlu etmeye çalıştı.”
Mektubun sonunda annemin titrek imzası vardı.
Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.
Yirmi beş yıl boyunca annemin bizi terk ettiğini sanmıştım.