21:23 - Pekmezdeki bilinmeyen gizli tehlike! Bu şekilde tüketmek büyük problem kanser yapıyor!
20:43 - Kaliteli vede Sağlıklı Bir Yaşam İçin Sizlere Yedi Altın Kural
20:40 - Zihinsel olarak Ruhsal Sağlığımızı Korumak
20:38 - Kalp Sağlığımızı Koruyan Gıdalar ve Özellikleri
20:31 - Karın bölgesi yağı nasıl kaybedilir? Yağ Yakma Yöntemleri!
20:29 - Gıda Besin Zehirlenmesinin Belirtileri Bakın Nelerdir? Gıda Zehirlenmesinde Neler Uygulanmalı
20:25 - Boğaz Yanmasına Neler Neden Olur? Nasıl İyileşir Geçer?
20:03 - Akne Nedir vede Neden Olur? Evde Oluşacak 5 Doğal Akne Maskesi
20:01 - Kalp Sağlığınızı Koruyan Bazı Önemli Öneriler
19:14 - Taze ve Parlak Bir Cilt İçin En İyi Üç Limon Maskesi Tarifi
En yakın arkadaşımın trajik ölümünden sonra kızını evlat edindim. 13 yıl boyunca o kıza tüm sevgimi ve vaktimi verdim. Kendini istenmiş, seçilmiş ve güvende hissetmesi için her şeyimi feda ettim. Ama canımdan çok sevdiğim o kız, 18. yaş gününde öyle bir şey yaptı ki beni hayatımda hiç ağlamadığım kadar çok ağlattı. Benim adım Canan ve bir yetiştirme yurdunda büyüdüm. Yedi kızla aynı odada uyurdum. Bazıları evlat edinildi, bazılarının ise yaşı dolunca yuvadan ayrıldı. Ama biz hep kaldık… en yakın arkadaşım Leyla ve ben. Biz birbirimizi seçtiğimiz için değil, birbirimize tutunarak hayatta kaldığımız için arkadaştık. Bir gün sadece filmlerde gördüğümüz türden bir aileye sahip olacağımıza dair birbirimize söz vermiştik. İkimiz de 18 yaşında yuvadan ayrıldık. Leyla bir çağrı merkezinde iş buldu. Ben ise sabaha kadar açık bir çorbacıda garsonluğa başladım. Eskici pazarından toplama mobilyalarla döşenmiş, tuvaletine bile yan oturmak zorunda kaldığınız kadar küçük bir banyosu olan stüdyo bir daireyi paylaştık. Ama burası, kimsenin bize “çıkın” diyemeyeceği tek yerimizdi. Üç yıl sonra, Leyla bir akşam eve sanki hayalet görmüş gibi geldi. “Hamileyim,” dedi gece saat ikide kapıda dikilirken. “Ve Cenk telefonlarımı açmıyor.” Dört aydır görüştüğü o çocuk, ertesi gün Leyla’yı her yerden engelledi. Arayacak kimse yoktu. Yaslanacak anne baba yoktu. Sadece ben vardım. Her doktor randevusunda, her ultrasonda ve gece yarısı gelen her panik atağında elini tuttum. Bebek Merve doğduğunda doğumhanedeydim; Leyla’nın sekiz saat içinde korkmuş bir genç kızdan yorgun bir anneye dönüşmesini izledim. “Kusursuz,” diye fısıldadı Leyla, o küçücük ağlayan mucizeyi göğsüne bastırırken. “Şuna bak Canan. Çok güzel.” Merve’nin koyu renk saçları ve tıpkı Leyla’nınki gibi bir burnu vardı. Yeni doğanlara has o buruşuk ve kızgın haliyle bile çok güzeldi. “Başardık,” dedi Leyla gözyaşları içinde. Beş yıl boyunca bir şekilde idare ettik. Leyla bir hastanenin faturalandırma biriminde daha iyi bir iş buldu. Merve’nin yeni ayakkabıya ihtiyacı olduğunda ya da doğum günü yaklaştığında ben ek mesailere kaldım. Aile olmayı öğrendik… Bize hiçbir zaman söz vermemiş bir dünyaya karşı üçümüz baş başaydık. Merve bana “Canan Teyze” derdi, film gecelerinde kucağıma tırmanırdı. Omzumda uyuyakalır, tişörtüme salyası akardı ve ben onu yatağına taşırken mutluluğun muhtemelen böyle bir his olduğunu düşünürdüm. Sonra o uğursuz gün geldi. Leyla işe giderken bir nakliye kamyonu kırmızı ışıkta geçti. Çarpışma anında Leyla oracıkta can verdi. Haberi veren polis memuru, sanki bir faydası olacakmış gibi “Acı çekmedi,” dedi. Merve beş yaşındaydı. Sürekli annesinin ne zaman geleceğini soruyordu. “Gelmeyecek tatlım,” diyordum, yirmi dakika sonra tekrar soruyordu. Leyla’yı toprağa verdikten üç gün sonra sosyal hizmetler geldi. Elinde dosyasıyla bir kadın mutfak masamızda karşımda oturdu. “Merve’nin velayetini alabilecek veya almak isteyen hiçbir akrabası yok.” “Peki ona ne olacak?” “Koruyucu aile sistemine girecek…” “Hayır.” Bu kelime ağzımdan beklediğimden daha sert çıktı. “O sisteme girmeyecek.” “Çocukla bir akrabalığınız var mı?” “Ben onun manevi annesiyim.” “Bu yasal bir statü değil.” “O zaman yasal hale getirin.” Öne doğru eğildim. “Onu evlat edineceğim. Hangi evrak gerekiyorsa imzalarım. O çocuk koruyucu aileye falan gitmeyecek.” Kadın beni inceledi. “Bu kalıcı bir sorumluluk.” Leyla ile geçirdiğimiz o korku dolu, yalnız geceleri düşündüm. Kendi çocuklarımızın asla yaşamayacağına yemin ettiğim o çocukluğu hatırladım. “Anlıyorum.” Evlatlık işlemlerinin tamamlanması altı ay sürdü. Altı aylık ev ziyaretleri, sabıka kayıtları, ebeveynlik kursları ve Merve’nin her gün bana “Sen de beni bırakacak mısın?” diye sormasıyla geçen altı ay… “Hiçbir yere gitmiyorum tatlım,” diye söz verdim. “Bana mahkûmsun.” Hâkim kağıtları imzaladığında altı yaşındaydı. O gece onu karşıma alıp olabildiğince basit bir dille anlattım. “Senin öz annen olmadığımı biliyorsun, değil mi?” Battaniyesinin ucuyla oynayarak başını salladı. “Ama artık senin annenim. Resmen ve hukuken. Bu, eğer sen de istersen sonsuza dek sana bakabileceğim anlamına geliyor.” Leyla’nın gözleriyle bana baktı. “Sonsuza dek mi?” “Sonsuza dek.” Kendini kollarıma attı. “O zaman sana ‘Anne’ diyebilir miyim?” “Evet!” Onu kucağıma alıp hıçkıra hıçkıra ağladım….
Devamını Okumak İçin..Ayrıntılar diğer sayfada haberimiz detayındadır..HABERİN DEVAMINI OKUMAK İÇİN FOTOĞRAF ÜZERİNDEN DİĞER SAYFAYA GEÇİŞ YAPINIZ.