SON DAKİKA

prouzman.com

Resmin büyük halini görmek için tıklayın

31 Ağustos 2026 - 20:23 'de eklendi ve kez görüntülendi.
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

45 Yaşında d’ul kaldım köyün delikanlı yakışıklı e’rkeği benden bunu istedi..

O günden sonra her günüm bir bekleyişe, her gecem yakıcı bir hesaplaşmaya dönüştü. Yusuf dur durak bilmiyordu. Kapımın önüne bıraktığı dağ çilekleri, pencereme vuran çakıl taşları, ahşap verandada baş başa kaldığımız o kısa ama elektrik yüklü anlar… Varlığı havayı ağırlaştırıyor, göğsümün hızlı hızlı inip kalkmasına sebep oluyordu.

Karşı koymak, “Bizden olmaz, aramızdaki yıllar var, töre var, laf var” demek istiyordum ama gözlerindeki o saf, vahşi arzu tüm savunmamı yerle bir ediyordu. Yaklaştığında teninden yayılan taze odun ve kekik kokusu aklımı başımdan alıyor, içimdeki kadını köklerinden sarsıyordu.

Bir gece ansızın bastıran deli bir fırtına sırasında kapım gümledi. Kapıyı açtığımda sırılsıklam, nefes nefese karşımdaydı.

İçeri adım attı; aramızdaki mesafe milimetrelere indiğinde kalplerimizin gümbürtüsü gök gürültüsünü bastırıyordu. Islak saçları alnına yapışmış, gözleri kor gibi parlıyordu.

“Evlen benimle,” dedi, sesi çatallı ve yakıcıydı. “Kim ne derse desin, isterse bütün köy karşı dursun. Seni istiyorum Elif. Bu evi, bu yalnızlığı yakalım, benim karım ol.”

Elleri belime uzandığında, tenimdeki ateş bütün mantığımı yutacak gibi oldu. Yılların açlığı, dokunulmamış bir bedenin isyanı ve Yusuf’un karşı konulamaz gençliği beni uçuruma çekiyordu. Ancak geri çekildim. Titreyen dudaklarımla şöminenin ışığına doğru yürüdüm.

“Yusuf,” dedim, sesim karanlıkta yankılandı. “Sen sadece bir kadının güzelliğini, bu evin sessizliğini ve tutkunun vadettiği ateşi görüyorsun. Ama bilmediğin bir şey var… Bilmediğin ve bildiğin zaman bu kapıdan arkana bakmadan kaçacağın bir sırrım var.”

Gözlerindeki arzu, yerini derin bir merak ve meydan okumaya bıraktı. “Hiçbir sır beni senden vazgeçiremez,” dedi inatla, bir adım daha yaklaşarak.

Şöminenin çıtırtısı odayı doldururken ona doğru döndüm. Artık kaçış yoktu; gerçekler, tutkunun sisini dağıtmak zorundaydı.

“Yusuf, kocam on beş yıl önce bu köyden bir gecede çekip gitmedi,” diye başladım söze. Sesimdeki soğukluk odadaki sıcaklığı bir anda dondurdu. “O adam, bu topraklara dışarıdan gelmiş zengin bir tüccardı. Ama bir canavardı.

Beni döver, bu duvarların arkasında ruhumu parça parça ederdi. Ve bir gece… Ben onun zulmüne boyun eğmeyi bıraktım. Bana elini kaldırdığı son gece, kendimi korumak için aldığım o demir maşa onun kalbine indi.”

Yusuf donup kalmıştı, gözleri büyüdü.

“Köy onun beni terk edip kaçtığını sandı. Ama o, bu evin arka bahçesindeki o yaşlı incir ağacının altında yatıyor,” dedim gözlerimi gözlerinden ayırmadan.

“Ben bir kaçağın dertli dulu değilim Yusuf; ben kendi cehennemini elleriyle söndürmüş, kendi özgürlüğünün bedelini kanla ve vicdan azabıyla ödemiş bir kadınım. On beş yıldır bu bahçeyi terk etmeyişim, o sırrın bekçisi olduğum içindir. Benim ömrüm bir başkasına bağlanamaz, benim hayatım bir evlilik çatısı altına sığamaz. Ben ruhumu bu toprağa gömdüm.”

Oda derin, boğucu bir sessizliğe büründü. Yusuf’un yüzündeki o genç, cüretkâr arzu yavaşça yerini acı bir idrake ve saygı dolu bir ürpertiye bıraktı.

Benim bir kadından, bir bedenden öte; geçmişin zincirleriyle kuşatılmış, trajedisiyle olgunlaşmış ve kendi başına devleşmiş bir ruh olduğumu anlamıştı. Arzuladığı şey sadece bir kadın değildi; sırtlanamayacağı kadar ağır bir kaderdi.

Gözlerindeki fırtına dindi. Yavaşça bana doğru yaklaştı, bu kez tutkuyla değil, derin bir hürmetle ellerimi tuttu. Parmaklarımı avuçlarının içine aldı, hafifçe öptü.

“Senin gücün karşısında yenildim Elif,” dedi usulca. “Ben seni sadece sevebileceğimi sanmıştım. Ama senin sevgiye değil, bu koca yalnızlığında taşıdığın onurlu huzura ihtiyacın var.”

Kapıyı sessizce açtı ve karanlığın içine doğru adım attı. Arkasından esen serin rüzgâr, hanımellerinin kokusunu alıp götürdü.

Pencerenin önünde durup gidişini izledim. Anladım ki gerçek arzu, bir insanı ateşe atmak değil; o ateşin yaktığı ruhu görüp ona dokunmadan geri çekilebilme olgunluğunu gösterebilmekti. Ve ben, kendi yalnızlığımın tahtında, geçmişimle ve özgürlüğümle yeniden baş başa kaldım.

POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
SON DAKİKA