21:23 - Pekmezdeki bilinmeyen gizli tehlike! Bu şekilde tüketmek büyük problem kanser yapıyor!
20:43 - Kaliteli vede Sağlıklı Bir Yaşam İçin Sizlere Yedi Altın Kural
20:40 - Zihinsel olarak Ruhsal Sağlığımızı Korumak
20:38 - Kalp Sağlığımızı Koruyan Gıdalar ve Özellikleri
20:31 - Karın bölgesi yağı nasıl kaybedilir? Yağ Yakma Yöntemleri!
20:29 - Gıda Besin Zehirlenmesinin Belirtileri Bakın Nelerdir? Gıda Zehirlenmesinde Neler Uygulanmalı
20:25 - Boğaz Yanmasına Neler Neden Olur? Nasıl İyileşir Geçer?
20:03 - Akne Nedir vede Neden Olur? Evde Oluşacak 5 Doğal Akne Maskesi
20:01 - Kalp Sağlığınızı Koruyan Bazı Önemli Öneriler
19:14 - Taze ve Parlak Bir Cilt İçin En İyi Üç Limon Maskesi Tarifi
İşte avukatın neden öyle söylediğini şimdi anlamıştım.
Kemal hastalığını öğrendiğinde beni aramış, çalıştığım hastaneyi bulmuş ve tedavisini özellikle oraya aldırmıştı.
Devamını okurken boğazım düğümlendi.
“Beni affetmeni istiyorum. Sana acıdığın için benimle evlenmeni değil, kalbinin hâlâ bana bir parça ait olup olmadığını öğrenmek istedim. Nikâh masasında gözlerinin içine baktığımda cevabı aldım. O yüzden huzur içinde gidiyorum.”
Mektubun son sayfasına geçtiğimde kırmızı kesenin ne olduğunu anladım.
“Anahtarın ait olduğu kasada sana bıraktığım başka bir emanet var. Umarım onu kabul edersin.”
Avukat cebinden bir dosya çıkardı.
“Kemal Bey bütün mal varlığını size bırakmadı.”
Şaşırarak ona baktım.
“Peki kime bıraktı?”
“Geleceğe.”
Dosyanın içinde noter belgeleri vardı.
Kemal yıllar boyunca biriktirdiği para ile, yaşlı ve kimsesiz insanların ücretsiz tedavi görebileceği küçük bir vakıf kurmuştu. Vakfın yönetimini ise bana bırakmıştı
Şaşkınlığım daha da arttı.
“Neden ben?”
Avukat gülümsedi.
“Çünkü size her zaman güvenirdi. Bana sürekli, ‘Aysel insanlara yardım etmeyi benden daha iyi bilir.’ derdi.”
Ertesi hafta bankadaki kasayı açmaya gittim.
Kasadan büyük bir servet çıkmadı.
Onun yerine onlarca defter vardı.
Her biri farklı yıllarda tutulmuş günlüklerdi.
İlk defteri açtığımda ilk sayfada şu cümle yazıyordu:
“Bugün Aysel Ankara’ya gitti. Umarım bir gün geri döner.”
Son defterde ise şunlar vardı:
“Doktor bana altı ay ömür biçti. Korkmuyorum. Çünkü belki de sonunda Aysel’i tekrar görebileceğim.”
Saatlerce o günlükleri okudum.
Her doğum günümde benim için yazdığı satırlar vardı.
Gazetelerde adımı aramış.
Hemşire olduğumu öğrenince gurur duymuş.
Evlenmediğimi duyduğu gün ise sayfaya sadece tek bir cümle yazmıştı:
“Belki kader bize hâlâ borcunu ödememiştir.”
Aylar sonra vakıf resmen faaliyete geçti.
İlk hastamız, emekli maaşıyla ilaçlarını alamayan yaşlı bir adamdı.
Ona yardım ederken Kemal’in neden bunu istediğini sonunda anladım.
Sevgi sadece birlikte yaşamak değildi.
Bazen senden sonra bile başkalarının hayatına dokunmaya devam etmekti.
Her sabah vakfın girişindeki bronz plakete bakıyordum.
Üzerinde sadece şu yazıyordu:
“Kemal Yılmaz Umut Vakfı. İnsan ömrü sınırlıdır, ama iyilik sonsuza kadar yaşar.”
Bir gün genç bir hemşire yanıma gelip neden her sabah o tabelenin önünde birkaç dakika sessizce durduğumu sordu.
Gülümsedim.
“Çünkü hayatımın en büyük aşkı bana geç de olsa mutluluğun ne olduğunu öğretti.”
O akşam eve döndüğümde salondaki fotoğrafımıza baktım. Hastane odasında çekilmişti. İkimiz de yaşlanmıştık ama gözlerimizdeki umut, lise yıllarındaki kadar canlıydı.
Fotoğrafın çerçevesinin arkasına küçük bir not sıkıştırdığımı fark ettim. Muhtemelen yıllar önce avukat koymuştu.
Notta Kemal’in son cümlesi yazıyordu:
“Sana servet bırakmadım Aysel… Sana yarım kalan ömrümüzün anlamını bıraktım. Eğer bir gün yeniden gülümsersen, işte o zaman gerçekten kazanmış olacağım.”
Fotoğrafı kalbime bastım ve uzun yıllar sonra ilk kez, gözyaşlarımın arasından içten bir tebessüm ettim. Çünkü artık biliyordum; bazı aşklar birlikte yaşlanarak değil, birbirinin hayatına sonsuza dek anlam katarak ölümsüzleşiyordu.